Boğazımda büyüyen, söz dinlemez, burnunun dikine bir heyecanı küçültüp, söndürüp içime sığdırasıya... Dağılan nefesimi bir ölçüye vurup titreyen sesimi düzeltesiye... Bir beş (altı, yedi ?) dakika geçti herhalde. Sözlerimin eşlikçisi olacak küçük sunumu unutturacak kadar elime ayağıma dilime aklıma vuran katman katman bir heyecan. Oysa sunduğum, aylardır üzerinde çalıştığım, günlerdir Püskül'e, Onat'a anlattığım, okuduğum, öylesine "benim" kıldığım bir metin. Ne ki ben ezel ebet tedirgin.
Dışarıda kışlık bir güneş. Bütün oylumları gizleyen, eşitleyen kar hızla eriyor. Altuntaş ve Onat'la, Ahmet'e yaptığımız kardan Fırat erimemiş erimesine de başı, ayakları önüne düşüvermiş. Hiç şaşırtıcı değil tabiî o koca değirmi kafanın kopup gelmesi. Bayramda sevinçle ektiğim kasımpatları karın ıslaklığı, soğukluğu, ağırlığı altında... Özgü'nün deyişiyle bitik. Ölük. Kediler gecenin üşümüşlüğünü güneşin azıcık da olsa kızdırdığı araba tepelerinde uyuyup uzanıp içlerinden atmaya çalışıyor. Kedi evi nihayet bugün arka bahçeye kuruluyor.
Bir ay kadar önce Çamlık'ta yürürken evlerden birinden bir kadının çıkıp on kadar kediye yemek verdiğini görmüş, görür görmez de hemen yönelmiş, selam vermiştim. Konuşmaya başlamıştık. Kedilerden elbet... Laf arasında "Kalmıyor zaten bunlar bu kadar. Çoğu kışın telef oluyor" deyince... Düpedüz irkilmiştim. Bunu hiç aklıma getirmemiş ve apansız bu soğuk gerçekle karşılaşmış olduğumdan mı ürkmüştüm bu kadar yoksa kadının bunu büsbütün doğallığı, olurluğu, olabilirliği içinde öylecene söyleyivermiş olmasından mı bilmiyorum. Arka bahçedeki kediler - en azından gözümün önündekiler diyorum ne yapayım - kadının dediği gibi öyle kışın telef melef olmayacaklar.
Bunları demeye oturmamıştım ya neyse. Şunu diyecektim. Bir B.K. tutkunu olarak, B.K. üzerine yıllar yıllar sonra düzenlenen bir toplantının parçası olmaktan, B.K.'yu kısacık da olsa dostlarından, yakınlarından dinlemekten duyduğum o çoook büyük heyecandan söz edecektim. İyi bir "okuma"nın verdiği o büyük lezzetten, coşkudan ve o lezzetin, coşkunun bulaştırdığı, içime sıçrattığı, beni daha iyisini yapmaya isteklendiren, güdülendiren yaratıcı güçten... Canım çıkasıya çalışacağımı, gecikmişliğin ağusunu içimde taşıyacağımı bile bile, salt okumaya, öğrenmeye tutkunluğumu yanıma katıp beni bu bölüme kabul edip etmeme kararını verecek o jürinin karşısına bugün olsa yine çıkardım, güçlüğünü, güç yoldan gittiğimi bile bile yine B.K. çalışırdım demekten duyduğum doygunluktan... "Diğer konuşmacılar o topluluk karşısında tek başlarına iken, sen iki kişi olarak çıkacaksın oraya", "karnında sana sufle verecek biri de olacak üstelik" diyerek ta uzaklardan bana güç vermeye çalışan bir dosttan... Ve aklına, sözüne güvendiğim insanların bu yolda ilerleme gücü veren beğenilerinin benim için öneminden... söz edecektim. Ama tüm bu süreç için (yalnız bu toplantıyı değil tüm bir iki seneyi kastederek) "Güzel falan değil, başka bir şey söyleyeceğim. Çok ilginçti, diyeceğim, çok şey öğrendim diyeceğim..."
Ahmet, B. K.'yu aklımda taşıdığım kadar artık karnımda da taşımaya başlamış olabileceğimi yazdıydı geçen gün. Bunca zamandır hem bebeğe hem B. K.'ya hazırlanmaktan söz etmişti. İkisine de yapılan hazırlığın "çıkılacak bir yüzü, bir yüzeyi yok" galiba. Her daim "yolda" olan, süregiden bir okuma öğrenme halinden söz etmeli herhalde.
...
Ara ara gittiğim mantıcıdaki hanımeller, büyüyen karnıma, büyüyen porsiyonları ve çeşitlenen ikramlarıyla tempo tutuyor. Yedinci ayı bitirirken, on kilo yüklenmişken, yavaştan yavaştan artık doktorla doğumdan söz etmelere başlayacakken, ayakkabılarımı bağlamak eh biraz biraz güçleşmişken... Ve koca bir seneyi devirirken... "Babaanne" ve "dede" (hım hım hımm... hayatımıza giren iki yeni kelime daha:) senin için bir ev almış ve çoktan heyecanla taşınma hazırlıklarına başlamışken... Ben iyiyim. Hatta çok iyiyim diyesiyim. Ve şu anda kulaklıkla Unforgiven II dinliyorum. Emre, bu dinlettiğim "Metallica zımbırtıları"nın sonra bana yol su elektrik olarak geri döneceğini, Ahmetse "Anam bebeğe Metalika mı dinletilir" diyerek böyle yaparsam oğlanın on sekizine varmadan evi terk edeceğini söylüyor.
Müzik, fotoğraf, dostlar, kitaplar, kediler, sevgi, kocaman bir sevgi, kocaman kocaman bir minnet...